Oyunun Çocuk Gelişimi Üzerindeki Etkileri

“Nedir bu uzmanların bu oyuna düşkünlüğü? Her zaman verdikleri tavsiye: Çocuğunuzla oynayın; iyi de, oyna, oyna, oyna… Bitmiyor ki.”

“Çocuğunuzla oynayın, dedi, pedagog ama ben oynamayı sevmiyorum ki…”

“Oyun, oyun, oyun, başka bir şey yok dünyasında. Ne sorumluluk ne ödev bilinci.””

Bu sorular, serzenişler ve benzerleri daima seslendirilir.

Çocuk aktivitelerinin vazgeçilmezi olan oyunu, biz yetişkinler, kimi zaman sadece çocukları bir tür avutma yöntemi olarak gördüğümüzden, kimi zaman da oyun araçlarını sadece etrafımızı çevreleyen kutu kutu, renk renk, kurması da toplaması da o değerli dakikalarımızı alan ıvır zıvırdan ibaret gördüğümüzden pek de sevemeyiz.

Oysa çocuklar için oyun, sadece çocuğun bir gelişim ihtiyacı değil, bir erişkinin de kendisi, geçmişi, büyükleri, deneyimleri ile ilişki kurabildiği, anıların ve dolayısıyla kendi olma serüveninin başında bulunan çocukluğu ile bağlantıya geçebildiği bir dünyadır. Bu nedenle, kimimiz için kaçınılası bir yönü vardır; çocukluğun geride bırakılması dayatması, oyunla birlikte aklımıza gelen acı-tatlı anılar, kimi zaman da bir oyuna dalarsam, oradan çıkamam düşüncesi oyun oynamaya kendimizi bırakmamızı engelleyebilirler.

The Journal Pediatrics’de(2009) yayınlanan makaleye göre çocuklardan ders arasında oyun oynamaya fırsatı olanların ders sırasında daha uygun davranışlarda bulundukları ortaya konmuştur. 8-9 yaş gurubunda yapılan bu araştırma, gün içinde 15 dakikadan daha fazla araya sahip çocukların akademik çalışmalar sırasında daha verimli oldukları belirlenmiştir. Ancak çalışmaya katılan 10,000 çocuktan %30 ‘u dışındakilerin oyun oynamak için gün içinde 15 dakikadan az vakitleri olduğu görülmüştür.

Early Childhood Education Journal (2007) yılında yayınladığı araştırmada, okul öncesi çocukların serbest oyun ve yetişkin yönlendirmeli oyunlar sayesinde başkalarını duygu ve düşüncelerini fark edebilme becerilerinde etkili olduğu ortaya konmuştur. Oyunun çocuğun kendi duygu ve düşüncelerini düzenlemede yardımcı olduğu ve bu becerilerin ileri yaşlarda da çok gerekli beceriler olduğu belirlenmiştir.

Oyun bu anlamda kendiliğinden ortaya çıkan, hem bu dünyaya ait, hem de insanın düşlemlerine ait bir etkileşim alanıdır. Oyunun oyun olabilmesi için altın kelime, biz uzmanların “nitelikli zaman” dediklerinin tam tanımı, sahiciliğidir. Kendini oyuna kaptırmadır. Anın içinde oluş, oyuna kendini veriş ve sahiciliktir. Anne babalar “nitelikli zaman” geçirip geçirmediklerini, kendilerine “Bu bana zevk veriyor mu? Gerçekten hoşuma gidiyor mu?” sorularını sorarak anlayabilirler.

Bütün bunların yanında çocukların fiziksel, psikomotor, duygusal, sosyal ve zihin/dil gelişim alanlarına da olumlu katkılar sağlamaktadır. Bunlardan bazılarını şöyle ele alabiliriz:

Fiziksel Gelişime Olan Etkileri

Büyüme, çocuğun boy uzunluğu ve vücut ağırlığı yönünden ölçülebilen artışı, gelişme ise; büyüyen bir organizmanın dokularının yapısında ve biyokimyasal bileşiminde oluşan değişiklikler sonucu olgunlaşması ve biyolojik fonksiyonlarının farklılaşması şeklinde tanımlanabilir. Gelişme kavramı düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi kapsamaktadır. Oyun sırasında çocuğun bazı hareketleri sürekli olarak tekrarlaması onun doğal olarak kas gelişimini hızlandıracaktır. Örneğin; bisiklete binme, hayvan yürüyüş taklitleri, tırmanma ve ip atlama gibi oyunların sürekli olarak tekrarlanması çocuğun kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir. Ayrıca koşma, atlama, sıçrama, tırmanma, sürünme gibi fizik güç gerektiren oyunlar da çocuğun solunum, dolaşım, sindirim ve boşaltım gibi sistemlerinin düzenli çalışmasını sağlamaktadır. Bu sayede de oksijen alımı artmakta, kan dolaşımı ve dokulara besin taşınması hızlanmaktadır. Bu tür hareketli oyunlar, ayrıca çocuğun çevresini tanımasına ve keşfetmesine de fırsat sağlamaktadır.

Psikomotor Gelişime Olan Etkileri

Psiko-motor gelişim, fiziksel büyüme ve gelişme ile birlikte, beyin, omurilik gelişimi sonucunda organizmanın isteme bağlı olarak hareketlilik kazanmasıdır. Çocukların yürüme, koşma, atlama, tırmanma, kayma, inme, çıkma, fırlatma, yakalama, sıçrama, zıplama, sürükleme, sallanma gibi eylemlerle sürekli hareket halinde olmaları, onların büyük kas motor gelişimini desteklemekte ve etkilemektedir. Buna karşın, çocukların el ve parmak kaslarının gelişimi olan küçük kasların gelişimi ise daha çok yaşamın birinci yılından sonra hızlanmakta olup, tutma, koparma, kesme, bağlama, çözme, düğmeleme, yoğurma, delme, boyama, dikme, örme ve geçirme gibi etkinliklerin tekrarlanması oranında artmakta ve sonucunda da günlük yaşamda kullanılan birçok becerinin kazanılmasını sağlamaktadır. Bu beceriler ise el-göz koordinasyonunu gerektirmektedir.

Duygusal Gelişime Olan Etkileri

Freud ve Walder gibi Psikoanalitik kuramcılar oyun kavramını çocuğun endişesini hafifletici bir yol olarak göstermişler ve oyunu gerçeğin baskısından, geriliminden ve çatışmalarından kurtulma ve aynı zamanda da, haz verici aktiviteleri tekrarlama ve yasaklanan güdüleri ifade edebilme olarak tanımlamışlardır. Çocuk oyun yoluyla, gerçek yaşamda kendisini rahatsız eden durumları veya diğer kişilerle paylaşamadığı olumsuz duyguları ifade edebilir ve bu olayları sembolik olarak oyununa yansıtabilir. Hetherington ve arkadaşlarının (1979) boşanmış ve normal ailelerden gelen çocuklar üzerinde yaptıkları çalışmada; boşanmış ailelerden gelen çocukların, özellikle boşanmayı takip eden birinci yılda oyunlarında yıkıcı ve agresive davranışlar gösterdiklerini bulmuşlardır. Bu çalışma bize, çocuğun ailede yaşanan olumsuz olaylardan etkilendiğini ve bunu farklı şekillerde oyununa yansıttığını ve oyunun çocuk için bir boşalım yolu olduğunu göstermektedir. Çocuklar oyun yoluyla sadece etkilendiği olayları sergilemekle kalmayıp, aynı zamanda da anlatamadığı kaygılarını dile getirir ve olayı somutlaştırarak kendi istediği bir çözüm yolunu bulmaya çalışırlar. Bu şekilde de kaygılarından kurtulabilirler. Ayrıca çocuk oyun sırasında mutluluk, sevinç, acıma, korku, kaygı, dostluk, düşmanlık, kin, nefret, sevgi, sevmek, sevilmek, güven duyma, bağımlılık, bağımsızlık, ayrılık ölüm gibi birçok duygusal tepkiyi de öğrenebilir. Buna ilaveten oyunda, anne,baba, abla, kardeş, öğretmen, doktor gibi roller üstlenerek insanlar arası duygusal ilişkileri ve tepkileri de öğrenebilir. Çocuk oyun yoluyla duygusal tepkilerini kontrol etmeyi ve denetim altına almayı da öğrenebilir. Ayrıca sosyal oyunlar yoluyla sorumluluklar alabilir, kurallara uyar ve dolayısıyla da kendine güveni artabilir.

Sosyal Gelişime Olan Etkileri

Oyunun çocuğun sosyal gelişimindeki etkileri aşağıdaki şekilde özetlenebilir;

  1. Çocuk oyunda üstlendiği ana-baba, kız-erkek çocuk gibi rollerle cinsel kimliğini kazanabilir.
  2. Çocuk oyun yoluyla, aile içindeki rolleri üstlenerek ve yaşayarak görevleri, sorumlulukları, davranış biçimlerini ve kişiliklerini öğrenebilir kendine uygun gördüklerini tekrarlayarak, pekiştirebilir.

III. Oyun, çocuğun kendine güven, kendini denetleme, çabuk karar verme, işbirliği yapma, doğruluk ve disiplin gibi kişisel ve toplumsal alışkanlıklar kazanmasında en etkili bir yöntemdir.

  1. Çocuk oyunda çeşitli meslek gruplarının rolleri üstlenerek, o rolün gerekli kurallarını öğrenebilir.
  2. Çocuklar oyun oynarken, diğer insanlarla iletişim kurmayı, gözlem, işbirliği yapmayı ve yardımlaşma duygularını geliştirebilir.
  3. Çocuklar oyun yoluyla, teşekkür etme, günaydın, iyi geceler gibi sözel olan veya sırasını bekleme, konuşan birisini dinleme, trafik kurallarına uyma, telefonla konuşma gibi sözel olmayan sosyal kuralları öğrenirler.

VII. Çocuk oyun yoluyla, doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, haklı-haksız gibi ahlaki kavramları öğrenebilir.

Bir cevap yazın