Ergenlik Döneminde Yeme Bozuklukları

Son yıllarda tüm dünyada görülme sıklığı giderek artan yeme bozuklukları, kişinin yemekle ilgili duygu ve düşünceleriyle birlikte yeme davranışında meydana gelen bozulmalarla ortaya çıkan psikiyatrik bir hastalık grubudur. Yeme bozuklukları anoreksiya nevroza, bulimiya nevroza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu olmak üzere üç klinik grupta ele alınmaktadır.

Yeme bozukluklarının çoğunlukla ergenlik çağında başladığı bilinmektedir. Özellikle anoreksiya nevroza diğer yeme bozukluklarına göre daha erken yaşlarda (14-16 yaş arası) başlamaktadır. Bulimiya nevrozanın daha geç başladığı bilinse de (16-20 yaş arası) yeme bozukluklarının görülme olasılığı en yüksek grup ergenlik dönemindeki gençlerdir. Peki yakından inceleyecek olursak nedir bu bozukluklar?

Anoreksiya Nevroza

Anoreksiya nevroza, kişinin kilosunu kontrol altına alma düşüncesiyle yemek yemeyi reddetme, azaltma ya da telafi edici bir takım davranışlarda (kendini kusturma, laksatif kullanımı, aşırı egzersiz vb.) bulunmasıdır. Bu hastalar olmaları gereken kilonun çok altında olmalarına rağmen beden algıları bozulduğu için kendilerini çok kilolu zannetmektedir. Zihinleri sürekli yemekle meşguldür, yemekler yaparlar, abur cubur alırlar ama bunları yemezler. İştahları çok fazla olmasına rağmen yüksek kontrol duyguları vardır ve çok az yeseler bile hemen telafi davranışlarında bulunurlar. Mükemmeliyetçidirler, mükemmel vücudu hedeflerler, onlar için mükemmel vücut mükemmel hayat demektir.

Bulimiya Nevroza

Bulimiya nevrozada kontrol duygusu yoktur çünkü yemek görünce kontrolü kaybederler. Kişi yeme nöbetleriyle  tıkınırcasına ve çok fazla yer, hemen sonrasında ise suçluluk ve pişmanlık duygularıyla telafi edici davranışlarda bulunur. Yeme ataklarının şişmanlatıcı etkisini gidermek için kusmak, ya da diüretik kullanmak gibi yollara başvururlar. Bulimiya nevrozalı hastaların çoğu normal ya da hafif kiloludur. Bir kısmı ise obezite sınırındadır.

Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu

Tıkınırcasına yeme bozukluğunda kişi belirli bir zaman aralığında çoğu kişinin yiyebileceğinden çok daha fazla miktarda yemek yer. Tıkınırcasına yemeye kontrol duygusunun kalkması ve yemek yemeyi durduramama hissi eşlik eder. Bulimiya nevrozadan tek farkı dengeleyici davranış olmamasıdır. Canı sıkılınca, stresliyken veya sinirliyken yerler, yeme davranışının ardında duygusal bir motivasyon vardır.

Yeme Bozukluklarında Medyanın Etkisi

Topluma mesaj iletme ve toplumun algısını değiştirme konusunda en güçlü araç medyadır. Televizyonda, sosyal medyada ve dergilerde her an karşımıza çıkan ‘ideal’ kadın bedenleri aslında zayıf-ince olmakla ilgili toplumsal bir dayatmadır. Bir araştırmaya göre kadın dergilerinde kilo vermeyi teşvik eden makale ve reklamların erkek dergilerindekilere göre 10.5 kat fazla olduğu bulunmuştur ki bu oran yeme bozukluklarının kadın ve erkeklerde görülme sıklığı ile aynıdır.

Hızlı bir değişim ve kimlik arayışı sürecinde olan ergenler dışarıdan gelen mesaj ve uyaranlara karşı aşırı duyarlıdır. Dolayısıyla medyanın beden imgesi ve yeme davranışı üzerindeki en büyük etkisinin ergenlik dönemindeki genç kızlar olduğu bilinmektedir. Medyanın sunduğu imgelerle özdeşim kuran ergenler zayıf bedeni ‘ideal’ olarak benimseyip zayıflıkla aşırı uğraşma, kendilerini sürekli başkalarıyla kıyaslama ve sağlıksız diyet yapma gibi davranışlar geliştirmektedirler. ‘İdeal’ olarak sunulan imgeler gerçekçi olmadığından kendilerini bir türlü yeterli bulmamaktadırlar.  Bir çalışmada yalnızca 13 dakika boyunca moda dergilerine bakan bir grup üniversite öğrencisi kızla, aynı süre içinde haber içerikli dergilere bakanlar, bu süre sonunda beden imgesi doyumu açısından karşılaştırıldığında, moda dergilerine bakan grubun beden imgesi doyumunun belirgin olarak düşük olduğu bulunmuştur. Sadece 13 dakikada bile genç kızların beden imgesi doyumunun bu denli değişmesi medyanın tesirini gözler önüne sermektedir.

Yeme Bozuklukları ve Bağlanma İlişkisi

Yemek ile kurulan bağın anne-bebek arasında kurulan bağ ile bir ilişkisinin olduğu bilinmektedir. Dünyaya emme refleksiyle gelen bebeğin diğer becerileri kazanana kadar annesiyle en güçlü bağ kurduğu anlar beslendiği anlardır. Bebek ve anne arasında beslenme ile meydana gelen fiziksel yakınlığın, anoreksiya nevrozalı hastanın yemeği reddi ile annesinin onu besleme çabalarıyla tekrar gündeme geldiği düşünülmektedir. Yani yeme bozukluklarında hastalık anne ile yakınlaşma aracı olarak kullanılabiliyor. Yeme bozukluklarının bağlanma ile ilişkisini inceleyen araştırmalara göre yeme bozukluğu hastalarının bebeklik döneminde anne ile kurdukları bağın güvensiz, kaygılı ve kaçıngan bağlanma türleri olduğu bulunmuştur. Bu durumda bebeklik ve çocukluk döneminde anne ile sağlıklı bir ilişki kuramamış olan kişilerin yeme bozukluğu geliştirme ihtimallerinin daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

Yeme Bozukluklarında Terapi ve Ailenin Yapabilecekleri

Yeme bozukluklarında tıbbi tedavinin yanı sıra hastaların psikolojik tedavi görmeleri şarttır. Çünkü yemek bu hastalarda kontrolün kaybı, suçluluk, mükemmeliyetçilik gibi bir takım düşünce ve davranışları tetiklemektedir. Bazı terapilerde hastanın önüne yemek konulup onu yememesi istenip o bekleyiş esnasında ortaya çıkan duygular üzerinde konuşulmakta ve bu duyguları yönetme becerisinin kazandırılması hedeflenmektedir. Terapi boyunca hastanın düş kırıklığı, yalnızlık, stres, korku ve üzüntü gibi duygu ve durumlarla başa çıkma becerilerinin kazandırılması çok önemlidir. Çünkü bu duygularla başa çıkamayan çocuk, ergen veya yetişkinler yemek yemeyi bir rahatlama yöntemi olarak kullanmaktadırlar tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi.

Yeme bozukluğu hastalarının yakın ilişkilerden keyif alabilir hale gelmesi çok önemlidir. Bu noktada ilk iş aileye düşmektedir. Hastanın güvenli, huzurlu bir ortam ve destekçi bir aileye sahip olduğunu bilmesi önemlidir. Aile çocuğun sevgi, yakınlık, değer görme gibi duygusal ihtiyaçlarına karşılık vermelidir. Onun düş kırıklığıyla başa çıkmasına, hazzı ertelemesine yardımcı olmalı, onu suçlamaktan kaçınmalıdır. Eğer hasta kendi bedenini ve kilosunu çevresindekilerle kıyaslıyorsa veya medyadan çok fazla etkileniyorsa ona rol model olmak, dayatılan bu ölçülerin gerçekçi olmadığını açıklamak,  kendisini olduğu gibi kabul etmesine yardımcı olmak gerekebilir. Aile hastanın duygularını paylaşmasını, duyguları hakkında konuşmasını ve ihtiyaç duyduğunda yardım talep etmesini teşvik etmelidir.

Bir cevap yazın